top of page
seven_churches_detail.jpg
Point_back_2.jpg

Küçük Asya'nın Yedi Kilisesi

Küçük Asya'nın Yedi Kilisesi

Efes, Simirna, Pergamon, Tiyatira, Sardis, Filedelfiya ve Laodikya. Bu yedi şehir, daha sonra İncil’in son kitabı, Vahiy’de yer alan yedi mektubun konu aldığı yedi kiliseyi barındırmışlardır. Bu nedenle "Küçük Asya'nın Yedi Kilisesi" ve aynı zamanda "Kıyametin Yedi Kilisesi" olarak anılırlar.

Mektupların yazarı, o sırada (MS 95-96) Patmos adasında hapis yatan Aziz Yuhanna'dır. Hıristiyanlığa göre, İsa ona rüyasında, yedi kiliseyi simgelediğine inanılan yedi altın şamdanın ortasında belirir. Bu nedenle bu kiliselere “Yedi Altın Kandillik” de denir. Aziz Yuhanna’dan, kiliselere olan mesajlarını yazıp iletmesi istenir. Bu mesajlar, hala tüm Hristiyanlar için ebedi ve evrensel olduğuna inanılan dersler olarak kabul edilir.
Bu yedi kilise, o dönemde çok kullanılan bir ticaret yolunun üzerinde bulunur. Bununla beraber zamanlarına göre daha köklü cemaatler olmaları, neden seçildikleri sorusuna cevap olarak gösterilir. Hristiyan dini, Yahudilik ve çeşitli pagan inançları gibi daha köklü dinlerin yanı sıra heretik Hristiyan oluşumları arasında duruşunu korumakta güçlük çekmektedir. Dolayısıyla bu iletilerin adı geçen kiliselere ulaşmasının dışında, Küçük Asya’daki tüm Hristiyanlara ulaşarak, güvence ve motivasyonu desteklemesi önem taşımıştır.

efes_stjohn_incili_yazarken.jpg

İlk mektup 11. yüzyıla kadar Asya'nın en büyük piskoposluk merkezi olan Efes'e gönderilmiştir. Bu kent, Aziz Yuhanna’nın İncil’ini yazdığı, o ve Azize Meryem’in son yıllarını geçirdikleri ve gömüldükleri yer olarak, Hristiyanlık tarihinde büyük değer taşır. Ancak bu dini değer, Hristiyanlaşmasından çok önce sahip olduğu bir unsurdur.

 

Efes kilisesinin üyeleri çalışkan, azimli ve heretiklere karşı müsamahasız olarak anlatılır. Hristiyanlığın gerektirdiği sorumlulukları doğru bir şekilde yerine getiriyor olmalarına rağmen, eskiden sahip oldukları sevgi unsurunu kaybetmiş olmaktan dolayı uyarılırlar.

Simirna, rotamızda olduğu gibi Küçük Asya'nın önemli Hıristiyan merkezleri listesinde de ikinci sırada yer alır. Bizim İzmir olarak bildiğimiz şehrin o zamanki adı, Yunancada mür bitkisi anlamı taşır. İlyada ve Odysseia destanlarının yazarı Homeros’un yurdu da burasıdır.

 

İncil’in Simirna’ya olan mesajı, Hristiyan ve Yahudi halklarının arasındaki sorunlu ilişkiyi konu alır. Hristiyanlara, karşılaşabilecekleri zorluklara rağmen dinlerine sadık kalmaları öğütlenir, sıkıntılı hayatlarından çok daha uzun sürecek olan sonsuz hayat sözü hatırlatılır.

smyrna2.jpg
bergama_herkul_antalya_muzesi.jpg

Pergamon’un, yani bugünkü Bergama'nın, iki farklı kuruluş efsanesi bulunur. İkisi de şehrin köklerini ünlü bir Yunan kahramanına bağlar. Bir efsane Herkül’ün oğlu Telephos, diğeri ise Akhilleus’un torunu Prens Pergamus etrafında şekillenir.

 

Kimliği bu yönde olan Pergamon’da oluşmaya başlayan Hristiyan nüfus; kendi dinlerini yaşamayı bırakmamış büyük pagan nüfusa karşı hoşgörülüdür. İncil’de bu nedenle eleştiri ile anlatılırlar, çünkü Hristiyanlıkta sapkınlık olarak isimlendirilen bu geleneklere tolerans yozlaşmanın habercisidir.

Tiyatira, güçlü bir dini merkez olmamasına rağmen, boya (Murex salyangozundan elde edilen Tire moru gibi) ve yün gibi ürünleri ile ticarette güçlü bir kent olmuştur. Genel olarak sınırda yer almıştır. Tiyatira isminin anlamı tartışılsa da, en çok kabul gören “Thya Kalesi”dir, yani bugünkü ismi Akhisar ile paraleldir.

 

Tiyatira da paganizmden uzak durmadığı için azarlanmıştır. İzebel adında pagan bir öğretmenin halkta Hristiyanlıkta kabul edilmeyen öğretiler yaydığından bahsedilir. Bu İzebel hakkında daha fazla bilgi yoktur, fakat İsrail Kraliçesi İzebel ile olan benzerlikleri açıktır. Bu “yanlış öğretmenlere” gösterilen toleransın cezasının aynı derecede ağır olacağı yazılır.

thyatira_002.jpg
sardis_herodot.jpg

Sardes, Herkül’ün kanını taşıyan bir diğer şehirdir. Herakleidae, "Herkül'ün çocukları" tarafından kurulmuştur. Lidya'nın başkentidir ve ilk madeni paranın basıldığı yerdir. Tarihçi Herodot tarafından "Altın ve gümüş sikkeleri ilk basan ve ilk saldıran” olarak tanımlanmışlardır.

 

Aldıkları mektupta, yaşıyormuş gibi görünmelerine rağmen ruhen ölü durumda olarak tanımlanmışlardır. Dinlerinin kurallarına göre, ismen doğru olmalarının aksine yaptıkları işlerin eksik olduğu anlatılmıştır. Bu iyi emel eksikliği, “kirli giysiler” ile sembolize edilmiştir.

Filedelfiya yolculuğumuzdaki son şehir olmasa da, Hristiyan ve Yunan şehirler arasında Osmanlı kontrolüne geçen son şehirdir. Adını Attalus Philadelphos'tan, yani "kardeşini seven" Attalus'tan alır. Filedelfiya onun lakabını alırken, ilk adı Attalia'ya, bugünkü Antalya'ya verilmiştir. Filedelfiya ise sonrasında Alaşehir olmuştur.

 

İncil, Filedelfiya Kilisesini; “Şeytan’ın sinagogu” olarak adlandırdığı, sahte imanlı olmakla suçladığı bir Yahudi topluluğu nedeniyle sıkıntılı zamanlar geçirmekte olan bir topluluk olarak anlatır. Onlara da Simirnalılara olduğu gibi sabır ve sadakat öğüdü verilir.

philadelphia_001.jpg
laodikeia.jpg

Laodikea ya da Likya kıyısındaki Laodikya, elverişli konumu sayesinde hem üretim hem de ticaret alanında çok verimli bir kariyerin keyfini sürmüştür.

Ne yazık ki aynı konum büyük bir dezavantajı beraberinde getirmiştir; yıkıcı depremler ve dolayısıyla devamlı şehri yeniden inşa etme sorunu. Dolayısıyla günümüzde Denizli’de bulunan yerleşim ekonomik başarısına rağmen terk edilmiştir.

Gönderilen yedi mektup arasında, sonuncusu en ağırıdır. Laodikya halkı, kitapta yazıldığı üzere, maddi kazançlarının hayatta ihtiyaçları olan tek şey olduğuna inanmış, dini sorumluluklarından uzaklaşmışlardır. “Ilık” hale gelen inançları nedeniyle İsa’nın ağzından tükürülmekle tehdit edilmişlerdir.

bottom of page